Şuan buradaki varlıklarını büyük destek olarak gördüğüm sevgili sosyal demokratlar, hoş geldiniz, şeref verdiniz. Konuşmama başlamadan önce hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Kentimizle ilgili görüşlerimi açıklamadan önce, müsaadenizle genel bir değerlendirme yapmak istiyorum. Önce şunu kabul edelim ki, gerçeklerden devekuşu gibi başımızı toprağa gömerek kaçıp kurtulmamız imkânsız.

Gümüşhane; Türkiye’de  illere göre gelişmişlik sırasında 71 nci sırada ve Bayburt’la birlikte, geri kalanın tamamı Güneydoğu illerinden oluşan ve 16 ili kapsayan en alt gelişmişlik grubunda yer almaktadır. Karadeniz bölgesinin en geri kalmış ilidir.(Yeni illerin bile çok gerisindedir.) Milli gelirden kişi başına aldığı pay son derece düşük durumdadır.

Az sayıda düzene uyum sağlamak suretiyle işini yürütebilenlerin dışında, özellikle de küçük ölçekli işletme ve esnafın işleri hiç parlak değil. Sanayinin ise hayali bile mevcut değil. Tarım ve hayvancılık bitmiş, köyler neredeyse boşalmış durumdadır.

 Kente işsizlik o kadar yoğun olarak hakimdir ki; kahvehaneler maalesef en yaygın ve en iyi iş yapan işletmeler durumundadır. Ülkemizde yaklaşık 8 milyon işsizimize ilaveten, her yıl istihdam piyasasına giren 700 bin gencimize iş bulmazken; dev gibi işsizler, yani umutsuzlar ordusuna yeni kitleler hızla ve artarak katılmaya devam ediyor.

IMF’ye ülkenin ümüğünü sıktırmayacağını söyleyerek meydanlarda hamasi nutuklar atan Başbakan, bugün Para Fonu ile yapılacak anlaşmayı bir başarı ve IMF’yi bir kurtarıcı gibi sunma noktasına gelmiştir. Yani ekonomide tehlike ve kriz çanları kulakları sağır edecek şiddette çalmaya devam ediyor.

Ancak ne yazık ki sorumlu olanlar işitme kaybına uğramış olacak ki, bu sesleri duymuyor veya dile getirenleri felaket tellallığı ile suçluyor. Doğal tabi, çünkü kriz onları, ailelerini ve yakın çevrelerini değil sade vatandaşı vuruyor.

Çözüm gibi uygulanan “sadaka ekonomisi” ile insanlar muhtaç ve bağımlı halde tutulmaktadır. Halkın önemli bir bölümü sadaka gibi yardımlarla idare edilmeye çalışılıyor.

Devletin kaynaklarından ve herkesin vergilerinden alınan payla insanlara yapılan bu yardımlar, sanki kendi babalarının parası veya cebinden yapılan yardım gibi gösterilerek, siyasi maksatlarla kullanılıyor.

Devletin kaynaklarının önemli bölümü kendilerine ve yakınlarına peşkeş çekilirken; bu kaynakların küçük bir bölümü, siyasi rüşvet gibi sus payı olarak halka dağıtılıyor.

Yolsuzluk, rüşvet, usulsüzlük, yağma, talan, adam kayırma, haksız kazanç ve menfaat temini öylesine almış yürümüş ki, artık bu durumlar bile insanımızca normalmiş gibi algılanıyor.

Cemaatlerce organize dilen irticai yapı iyice genişlemiş, kök salmış ve gücünü artırmaya devam ediyor. Devlet yurtlarında yer bulamayan gençlerimiz, cemaatlerin kucağına teslim ediliyor.

Yani özetle; nereden bakarsanız bakın, ülkeyi yöneten küçük ama mutlu azınlığın dışında, toplumun gerçekten durumu içler acısı. Üstelik düzelme yerine durum her geçen gün daha da kötüleşiyor.

 Fakat bütün bu gerçekler ve acı tabloya rağmen; “Hamdolsun, her şey çok iyi gidiyor.”, “Durmak yok yola devam” gibi anlamsız propaganda ve sloganlarla durumu idare edip, ne olursa olsun iş başında kalmaya çalışan bir yönetim anlayışı ülkeye hâkim durumda. Doğru, devam, iyi gidiyor, ama kimin için?

Sevgili Gümüşhaneliler; peki şehrimizin genel durumu nasıl? İnsanımız, temiz hava ve temiz suya hasret durumdadır. Çünkü halkımız; su zengini olan ilimizde, sağlıksız borulardan ve son derece pahalı olarak dere suyu içmek, havası ile ünlü yöremizde düşük kalorili kömür kullanımı ve kontrolsüzlük ve duyarsızlık yüzünden zehir solumak zorunda bırakılmaktadır. Kanalizasyon sorunu halen çözülememiştir. Mahalle aralarındaki yollar son derece bakımsızdır. Trafik tam bir keşmekeş içerisindedir.

Şehir plancılığından asla nasibini almayan son derece çarpık, plansız, estetik ve zarafetten uzak çirkin bir yapılaşma maalesef kentimize hakim olmuştur. Seçim havası buna tuz biber olmuş durumdadır. Birçok il, gecekondu önleme projeleri yaparken, şuanda ilimizde belirli yerlerde yeni gece kondular yükselmektedir.

Şehir merkezinde bahçelerden eser kalmadı. Son olarak Karşıyaka Mahallesi de bu furyaya teslim edildi. Kalan son bahçelerden şimdi ucube gidi beton yığınları yükseliyor. Kısaca şehrin mimari dokusu geri döndürülemeyecek tarzda tahrip olmuştur.

Ülkemizde Amasya, Amasra, Beypazarı gibi tarihi dokunun muhafaza edildiği yerleşim bölgelerine gıpta ile bakarken, ilimizin özgün mimari ve tarihi doku kimliğinden artık söz etmek maalesef imkânsız.

Ama hatırlatmak istiyorum ki, Gümüşhane’de yaşadığımız bu çok sorunlu ve sıkıntılı durumda, Cumhuriyet Halk Partisi ve partililerimizin hiçbir payı ve suçu yoktur.

Çünkü, bu 30 yıllık dönemde CHP dışına tüm partiler görev ve hizmet şansını bulmuşlar, ama performansları maalesef yeterli olmamıştır.

Yıllarca, yurt içi ve yurt dışında yaptığım gözlemlerde, çok güzel ve modern belediyecilik uygulamalarına şahit oldum. Memleketimde hemşehrilerimin eksik ve yanlış uygulamalarla hiç hak etmedikleri bir ortamda yaşamaya mahkum edildiğini tespit ettim.

 İşte bu nedenle; memleketime layık olduğu hizmeti sunabilmek adına bu kutsal göreve talip oldum. Artık bugün değişim zamanıdır.

Gün, Gümüşhanelilerin bu büyük ve kutsal mücadelede yerlerini belirleyerek taraf olma günüdür. Kuşkusuz, bu mücadele zor ve uzun soluklu bir mücadele olacaktır.

Bugün, gücü elde bulunduranlar bir günde bu noktaya ulaşmadılar. Bozulma ve yozlaşma nasıl zaman aldıysa, düzelme de zaman alabilir. Ama karınca gibi inatla ve sabırla çalışmak zorundayız.

Ülkemizi yeniden aydınlık yarınlara kavuşmasında, Gümüşhane’mizin de çorbada bir tuzu olmalıdır ve hiç kuşkum yok olacaktır. Sadece kendimiz için değil, gelecek kuşaklar için de bu mücadelede taraf olmak ve sabırla gayret göstermek boynumuzun borcudur.

         Gümüşhane’mizin içinde bulunduğu durum, halkımızın mutsuz ve gelecekten umutsuz hali kader değildir. Herkesin özlemini çektiği modern, temiz, çağdaş ve şirin Gümüşhane’yi halkımıza kazandırabilmek için yeni bir yönetim anlayışına ihtiyaç var. Bu nedenle bu göreve talibim. Hazırım, kararlıyım ve kendime güveniyorum.

Şimdiye kadar memleketimize hizmet ve emeği geçen herkesi; rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. Ancak; daha iyisini ve daha güzelini yapabileceğime inanıyor ve bu konuda siz sayın hemşehrilerime söz veriyorum! Kimseyi mahcup ve pişman etmeyeceğim. Şunu ifade etmek istiyorum ki, sonucu ne olursa olsun bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğim.

Tüm iyi niyetimle yola çıktım. Bu yarışı kazanacağız. Özlemi duyulan Gümüşhane’yi oluşturmada, halkımızla el ele, gönül gönüle hep birlikte demokratik katılım anlayışıyla çalışacağız.

Sevgili Gümüşhaneliler; bakın, şu an ne kadar güzel bir tabloyla karşı karşıyayız. Lütfettiniz, desteğinizi göstermek için buraya teşrif ettiniz. Hepinize çok teşekkür ediyorum. Ayağınıza, yüreğinize sağlık. Bu duruş ve bu destek, bize ve dostlarımıza güven ve moral, rakiplerimize ise endişe ve korku veriyor.

Sizlerin de bu mücadelede aktif gayretlerinize ve desteğinize ihtiyacım var. İnanıyorum ki, hep birlikte ve herkesi kucaklayarak başaracağız.

 Unutmayın, dağınık olduğumuz dönemlerde kimin eline ne geçti? Hep kenarda bırakıldık, hep ihmal edildik ve yıllarca partizanca ayrımcılığa muhatap olduk.

Oysa geçmişte birlik beraberlik içerisinde hareket eden halkımız   20 yıllık Sebahattin AYTAÇ efsanesini yaratmış ve en güzel hizmeti de yine bu dönemde görmüştür. Size söz veriyorum, çok çalışacağım ve hep birlikte ikinci Sebahattin AYTAÇ dönemini 29 Mart akşamı başlatacağız.

Geçmiş yıllarda sosyal demokratların, dağınık ve hedefsiz kalarak, başkalarına destek vermesi gibi durumlara alışkın olan ve ellerini ovuşturarak yine aynı sonucu elde etmeyi bekleyenlere sesleniyorum. İşte biz buradayız, bu coşkulu kitleyi görün, hiç olmadığı kadar kararlı, inançlı ve güçlüyüz. Ben bu inançlı kitle ile gurur duyuyorum.

 Çok şükür şuan solda birlik beraberliğimizi sağladık ve ortak hedefimize odaklandık. Hedefimiz açık ve tek, bu seçimde, belediyeyi 30 yıl sonra yeniden kazanacağız.

Açıkça ifade ediyorum ki, solun kendi dışında hiç bir kimseye ve partiye verecek ve ziyan edecek tek bir oyu bile yoktur. Gücümüzü bu kez herkese göstereceğiz. Soldan destek alabileceğini hayal edenler, bu kez kusura bakmayın, avuçlarınızı yalayacaksınız.

Gümüşhane’nin üzerindeki ölü toprağını atacağız, kentimize giydirilen muhafazar yaftasını yırtacağız, ulaşabildiğimiz kadar çok insanımıza ulaşıp, halkımızı tekrar kazanacağız. Çünkü, gelecek nesillere karşı sorumluluklarımız var.

Zaferimiz, sadece güzel ilimizin makus talihini kırmakla kalmayacak, Anadolu’muzun bir çok kentine örnek olacaktır. Bu mücadelenin sonucunda arkamızda, insanımıza ve kültürümüze yakışır eserler bırakmanın haklı onur ve gururunu hep beraber yaşayacağız.

Son olarak şuna tüm kalbimle inanıyorum ki; 29 Mart’tan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Artık değişim zamanı dedik, değiştireceğiz ve söz veriyorum           1 Nisan’da o merdivenlerden hep beraber elele, kol kola gururla çıkacağız.

 Mücadelemizde göstereceğinizden emin olduğum destek, emek ve gayretleriniz için, şimdiden sonsuz teşekkürlerimi sunuyor ve sizleri saygı ile selamlıyorum



No Responses Yet to “NİÇİN ADAY OLDUM?”  

  1. No Comments Yet

Leave a Reply