Filistin’de cereyan eden olaylarla ilgili değerlendirmelerimi yapmadan önce, acımasız ve vahşi saldırılarda şehit edilen Filistinli kardeşlerimin önünde saygıyla eğiliyor, ölenlere Allahtan rahmet, yaralılara acil şifalar ve kederli ailelerine başsağlığı ve sabır diliyorum.

Sözlerime kısa ama önemli bir bilgiyi aktararak başlamak istiyorum.

Geçen hafta, maalesef, TBMM’nde tarihe geçecek ibret verici bir olay yaşandı. Gazze’de, İsrail tarafından başlatılan Müslüman Filistinlilerin kıyımının protesto edilmesi ve İsrail’in başlattığı ülke terörü ve insanlık ayıbı vahşeti kınama kararı alınması için CHP ve MHP’ce TBMM’ne verilen ortak kınama önergesi görüşüldü.

 Önce Dışişleri Bakanı Babacan “Dengeler” gerekçesi ile önergeye karşı çıktı, ardından, aynı zamanda Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanı, Başbakan Erdoğan “Devlet Yönetmek Bakkal Yönetmeye Benzemez” diyerek, kınama kararının çıkmasına karşı tavrını açıkça ortaya koydu.

 AKP’nin Meclis Grubu da, vicdanlarının sesini değil, Genel Başkanlarının direktifini dinleyerek verilen önergeyi reddettiler.

Önergenin reddedilmesi ayıbına tekrar döneceğiz, ancak önce şu meşhur Büyük Ortadoğu Projesini biraz mercek altına yatıralım.

 Peki ne menem bir şey bu büyük Ortadoğu projesi? Büyük Ortadoğu Projesi ile ilgili en çarpıcı açıklama bir zamanlar ABD’nin güvenlikten sorumlu danışmanı olan ve Bush hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan Condoleezza Rice’ın 7.8.2003 Washington Post gazetesinde yayınlanan yazısında görülmektedir.

 Rice’ın “Transforming The Middle East – Ortadoğu’yu Dönüştürmek.” Başlıklı yazısında Fas’tan, Basra körfezine kadar Ortadoğu’da bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceği, Türkiye’nin de bunların içinde olduğunu vurgulanmıştır.

Söz konusu belgede okuduğumuz ve bizzat Rice’dan dinlediğimiz kadarıyla; ABD Büyük Ortadoğu Projesi ile 7 hedefe ulaşmak istemektedir.

1- ABD bu proje ile kendisine rakip olabilecek muhtemel bir gücün oluşmasını engellemek istemektedir.

2- ABD bu proje ile rakipsiz askeri gücü ve teknolojik imkanı ile Ortadoğu bölgesini kontrol sevdasındadır.

3- Amerika bu proje ile Ortadoğu bölgesinde bulunan petrol ve doğalgaz kaynakları üzerinde denetimini sağlamak istemektedir.

4- ABD bu proje ile ayrıca İsrail’in emniyetini sağlama amacını gütmektedir.

5- Avrupa Birliği, Çin ve Japonya’yı bu kaynaklardan uzak tutmak istemektedir.

6- Ortadoğu Bölgesinde bulunan tüm petrol ve doğalgaz yataklarına serbestçe ve korkusuzca ulaşmayı hedeflemektedir.

7- Onlara göre var olan ve İslâmî terör diye adlandırılan görünüşteki terörü güya önlemek istemektedir.

Sevgili hemşehrilerim;

Büyük Ortadoğu Projesinin, içinde Türkiye`nin de yer aldığı 22 İslam ülkesinde, rejim ve siyasi harita değişikliğini ön gördüğünü kimse görmezlikten gelemez. Yayınlanan haritalar bunun psikolojik ön hazırlığından başka bir şey değildir. Irak, Lübnan, Filistin paramparça ediliyor; sırada Suriye, İran ve diğer ülkeler var. Afganistan, Sudan ve Somali`nin trajik durumu ortada.

Şu an Filistinliler üzerinde Gazze’de yapılan katliam, bu plan ve senaryo dâhilinde Büyük Ortadoğu Projesinin uygulama planının önemli bir parçasıdır.

Kimse kendini kandırmasın, Türkiye de bu kapsam içindedir. BOP kesin olarak İslam dünyasının parça parça bölünmesini ve hiçbir parçasının İsrail`den daha büyük ve daha güçlü olmamasını hedeflemektedir.

Amerika, bölgede İsrail`den daha muktedir hiçbir Müslüman topluluğu istemiyor, elinde kılıç, tezgahın üzerine serdiği atlas kumaşı, canı istediği gibi parçalara ayırıyor. Böyle iken AKP iktidarı nasıl kendini BOP`la ilişkilendirebilir? AKP’nin seçmen kitlesinin ve kendini bu davaya adamış samimi müminlerin sanırım şapkalarını önlerine koyarak düşünmeleri ve kendi vicdanlarında bu soruya cevap aramaları gerekiyor.

Peki; dini ve milli referansları olduğu öne sürülen bir partinin dış politika uygulamaları acaba bu özelliğini yansıtır nitelikte mi? Propagandalarla empoze edilmeye çalışılan “son derece aktif ve başarılı bir dış politika” takip ediyoruz söylemi, acaba gerçekten doğru mu?

 AKP hükümetinin dış politikada altını çizdiği `başarı`, “Bölgede inisiyatif aldığımız” yolundaki iddiadır. Oysa ki, AKP hükümetleri önemli söylem ve iddialarında asla samimi olamadılar.

Mesela; Hükümetin ve AKP`nin yolsuzluklarla mücadele etme gibi bir iddiası ve vaadi vardı. Aslında; yolsuzluklarla mücadele siyasetin temel sorunudur, bu yüzden genel olarak bütün partilerin bu yönde vaadi olur. Fakat “dini ve ahlâki” değerleri öne çıkaran AKP; iktidara gelmeden önceki dönemde, herkesten çok bu konuya vurgu yaptı ve genel olarak bu iddiası da bir dönem kamuoyu nezdinde kabul gördü.

Herkes, bu çizgideki siyasetçilerin Türkiye`yi arındıracaklarını, temiz bir ülke meydana getireceklerini düşünmeye başladı. Gel gör ki, AKP etrafında toplanan kimi hacıyatmazların yolsuzlukları ayyuka çıkmış bulunmaktadır. Deyim yerindeyse bazıları “deveyi hamuduyla götürmektedirler”.

Sevgili Gümüşhaneliler;

İşte bu nedenle önümüzdeki seçimin en önemli konularından birini “yolsuzluklar” oluşturacaktır.

Tekrar dış politikaya dönersek; dış politika kapsamında, AKP hükümetince stratejik yönüyle atılan çeşitli adımların büyük bir bölümünün, BOP çerçevesinde düşünüldüğü göz ardı edilemez. Başbakan Erdoğan; açık bir biçimde “Biz BOP`un eş başkanlığını yapıyoruz, bizim bu projeyi hayata geçirme gibi bir görevimiz ve misyonumuz var” demiştir ki, Türkiye`de yükselmekte olan ulusalcı dalganın öne çıkardığı öfkede bundan kaynaklanmaktadır.

Başbakan Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanı olduğu Ortadoğu coğrafyasında, durum Müslümanlar açısından işler acısıdır. Bakınız, Başbakan Lübnan’a gidiyor, Lübnan Parlamentosunda konuşuyor, dönüyor ve ertesi gün Lübnan, İsrail Ordusunca işgal ediliyor ve binlerce Müslüman katlediliyor.

Büyük abartılarla Arap-İsrail görüşmelerine arabuluculuk yapacağız söylemi ile ortalıkta caka satılıyor ve bu kapsamda; İsrail Başbakanı OLMERT’le Ankara’da el sıkışıp pozlar veriliyor. Oysa ki; Olmert buraya geldiği zaman, güya veda için gelmişti. Lütfen gerçekçi olalım; veda için gelen yabancı bir Başbakanın, buradaki başbakanlık makamında Başbakanımızla, 6 saat görüşme yapması normal mi?

Başbakan Erdoğan`la Olmert  6 saat boyunca her konuyu görüşüyorlar. Ancak ve maalesef bu görüşmeden üç gün sonra İsrail, Gazze’ye saldırıp, binden fazla müslümanın öldürülmesine ve binlercesinin de yaralanmasına yol açan vahşeti başlatıyor.

Burada Gazze`yle ilgili olarak ortaya çıkan önemli nokta da şudur; İsrail’in saldırısı nedeniyle her ne kadar Başbakan Erdoğan bazı ağır sözler söylüyor ise de; İsrail bu sözleri hiç ciddiye almıyor.

 Ciddiye almamanın iki nedeni vardır. Bir; güveniyorlar ki İsrail`le Türkiye arasındaki ilişkileri Türkiye bozmayacaktır ve ikincisi maalesef; Türkiye, diğer ülkeler tarafından artık önemsenen ve ciddiye alınması gereken bir ülke olarak görülmemektedir.

 Eğer aksi söz konusu olsa bu katliamın durdurulmasında bir nebze olsun sözü dinlenen ülke olabilirdik. Bugün ortaya çıkmıştır ki; AKP Hükümetinin bu konuda yapacağı hiçbir şey yoktur.  Sadece kendi tabanını teskin etmek için bazı göstermelik açıklamalarla yetinmektedirler.

Sevgili Gümüşhaneliler;

Hıristiyan değerlere dayanan ve İsrail’e sempati ile bakan başta ABD ve AB Ülkeleri olmak üzere, dünyada birçok ülke ve güç merkezi, maalesef bu vahşetten ötürü İsrail’i resmi olarak kınamaktan hala kaçınıyorlar.

Ancak; Güney Amerika ülkelerinden Bolivya ve Venezualla; siyonist işgal ordusunun Gazze’ye saldırıp binden fazla kişiyi katletmesi ve beş bine yakın insanı da yaralaması nedeniyle, işgalci İsrail devletiyle olan diplomatik ilişkilerini kestiklerini ve İsrail’li Büyük elçileri sınır dışı ettiklerini dünyaya duyurarak son derece onurlu bir tavır sergilediler.

 

Peki; ülkesinde yaşayan insanların % 99’ u Müslüman olan, İmparatorluk mirasına sahip ve bir zamanlar söz konusu bölgenin hamiliğini yapmış bir ülkenin, basit de olsa göstermelik bir kınama kararını bile parlamentosundan çıkaramamasını, orada katledilen halka nasıl açıklayacağız?

Üstelik yıllarca dindarlık söylemlerini öne çıkararak, toplumda güç kazanmış, Müslüman, muhafazakâr ve manevi değerlere karşı çok hassas olduğunu öne sürerek, milletin sempatisini toplamış ve bu sayede iktidar olmuş bir partinin, aslında son derece küçük bir tepki olarak görülebilecek bir kınama kararının bile Meclisten çıkmasını engellemesini, hadi Filistin halkına açıklamak zorunda olmayalım, peki vicdanlarımıza nasıl açıklayacağız?

Bu nasıl samimiyeti? Nerede bizim milli ve manevi duygularımız ve değerlerimiz? Uluslararası denge bahanelerini öne sürenler, peki bu katliama seyirci kalmanın Müslümanların vicdanlarında yarattığı ızdırabı ve bu ızdırabın; milletin manevi duyguları ve ruhsal dengeleri üzerinde yaptığı tahribatı nasıl dengeleyeceğiz?

Sevgili Hemşerilerim;

Biraz yakın tarihimize kısa bir yolculuk yapalım. Uzun zamandır bilinen bazı gruplarca, hakkında karalama kampanyası yürütülen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, acaba Filistin konusunda ne düşünüyor ve ne söylüyordu? Bu konuda çok yakın bir tarihte ortaya çıkarılan bir belge; Atatürk’ün, Avrupa’ya Filistin konusunda çok ciddi bir ultimatom verdiğini ortaya koyuyor.

Atatürk; Filistin ile ilgili Haziran 1937′de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmasında şöyle diyor:

“Arapların Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip bu sözde istiklal kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayanı teessüftür.

Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa bir kaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için, İslamiyet’in mukaddes yerlerinin; Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız.

Binaenaleyh; şunu söylemek istiyoruz ki, buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet’e lakayt olmakla itham edildik.

Fakat bu ithamlara rağmen; Peygamberin son arzusunu yani, mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bu gün kanımızı dökmeye hazırız.

Cedlerimizin, Selahaddin`in idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri topraklarda, yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bu gün, Allah`ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa’nın bu mukaddes yerleri ele geçirmek ve sahip olmak için yapacağı ilk adımda; başlarında biz olmak üzere bütün İslam âleminin ayaklanıp icraata geçeceğinden şüphemiz yoktur.”

Şimdi lütfen; Türkiye’nin en zayıf dönemlerinde Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından uygulanan dış politikayı ve bir de güya çok büyük işlerin yapıldığının iddia edildiği dönemde AKP’nin Dış Politika tutumu ve uygulamasını bir karşılaştırın.

Durum ortada, vicdanlara sesleniyorum. Allah aşkına peki söyler misiniz AKP’ce yürütülen dış politikanın neresi başarılı? Ailece, çoluk çocuk, turistik gezi şeklinde dünyanın dört bir yanını dolaşmayı dış politika zannedenler, siz kimi kandırıyorsunuz?

Yoksulluk ve yolsuzluklar sonucu, kendisi dışında kimseyi, hiçbir kesimi ve hiçbir yeri düşünemez hale gelen bir grup insanın üzerinde, ele geçirdiğiniz medya gücü ile hala propaganda yapabilirsiniz ve mümkündür ki, pekala kandırmaya ve oyalamaya devam edebilirsiniz. Ama haberiniz olsun; bu ülkenin aydınlık, sağduyulu ve vicdan sahibi insanlarına, bunu artık yutturamıyorsunuz.

Ayıptır, günahtır, yazıktır ve yakışıksızdır. Söz konusu kınama önergesini bile çok görüp reddini sağlayanlar; evet siz bu vahşeti sergileyen İsrail’i kınayamıyorsunuz bile, ama bizler, bu ürkek ve dışa endeksli politika ve tavırlarınızdan ötürü sizi kınıyoruz.

Manevi değerlerine önem veren vicdan sahibi halkımızın artık olayları tarafsız ve sağduyuyla değerlendirerek; önüne koyulacak ilk sandıkta sizi kınayacağına olan inancımız tamdır.

 



No Responses Yet to “Filistin ve Gazze Katliamı”  

  1. No Comments Yet

Leave a Reply