TSK’YI YIPRATMAYALIM
Bugünlerde TSK’yı yıpratmaya dönük saldırılar, provokasyonlar, olumsuz propaganda ve yanıltma haberler dört koldan aslında beş koldan tüm hızı ile devam ediyor. Bu beş kolu şöyle bir inceleyelim. Kimler bu Ordunun iflah olmaz düşmanları ve ne istiyorlar?
Birinci sırada emperyalist sömürgeci güçler. Çünkü bu güçler Anadolu toprakları üzerinde emperyalist emellerini gerçekleştirmek için en büyük engel olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini görüyorlar. Biliyorlar ki Ordu; etkin, güçlü ve caydırıcı olduğu sürece bu emellerini asla gerçekleştiremeyecekler.
İkinci olarak Ülkenin üniter yapısını etnik temellere dayandırarak, mikro milliyetçilik esaslarında öncelikle gevşek federatif yapı, müteakiben özerk ve bağımsız bir yönetim elde ederek kutsal vatan topraklarının bir bölümünü koparmak suretiyle denetimlerine almayı ve bundan nemalanmayı düşleyen bölücü Kürtçü akım.
Üçüncü sırada, hala demokratik laik Cumhuriyet ve onun değerlerinden rövanş alma peşinde koşan, daha ziyade dini siyasete alet ederek kendi kişisel ikballerini sağlamanın peşinden koşan, bu nedenle de hınçla ve inatla laik sistem ve onun kurumlarını yıpratmaya çalışan, fakat bu yolda en büyük engel olarak gördükleri Türk Ordusuna nefretle saldırmaktan asla vazgeçmeyen gerici ve irticacı çevreler.
Dördüncü sırada, kendi kişisel menfaatleri için emperyalist uluslararası yapı ve organizasyonlar ve bölücü ve irticacı unsurlarla utanmadan birliktelikte hareket eden yerli işbirlikçiler.
Beşinci ama bence en tehlikeli grup ise dışarıdan destekler ve yanında gibi görünmekle beraber, her fırsatta yıpratma kampanyalarına riyakârca katkıda bulunurken, bunu asla açığa çıkarmamaya çalışan sinsi fesatlardır. Bunlar çok tehlikelidir çünkü; halkımızın gerçekleri görebilme ve değerlendirebilme yeteneklerini maksatlı olarak ama dolaylı yönden saptırmaktadırlar.
Bu sıralanan grupların TSK’yı yıpratma konusunda sergiledikleri çaba ve işbirliğinin, en azından hedefler aynı ve ortak olduğu için bir mantığı var. Ama asıl değinilmesi ve incelenmesi gereken; sessiz çoğunluğu teşkil eden Türk Halkının; varlığını, özgürlüğünü ve bağımsızlığını borçlu olduğu, bu nedenle de geleceğinin teminatı olarak görmesi gereken ordusunun yıpratılmasıyla ilgili duyarsız kalması ve hatta bütün bu olumsuz propaganda ve dezenformasyon sonucu kendi bağrından çıkan Türk Ordusuna kol kanat germesi gerekirken, gittikçe ordusundan uzaklaşmasıdır.
Oysa tüm ulusların, özellikle de bizim gibi zor ve sorunlu coğrafyalarda yaşan devletlerin, bekasını sağlayarak varlıklarını koruyabilmek için güçlü ve caydırıcı bir orduya ihtiyaç duydukları inkar edilemez bir gerçektir. Bu gerçek, sadece günümüz koşullarının dayattığı bir zorunluluk değil, insanlık tarihi kadar eski bir realitedir. Bilinen en eski tarihten itibaren ordusu dağılmış, yenilmiş veya etkisiz hale getirilmiş toplumların düştükleri acı durum insanlığın hafızalarında hala yer etmiş olarak durmaktadır.
Hafızaları tazelemek adına birkaç örnek sıralayalım:
1. Anadolu’da Osmanlı hakimdir, Moğol baskıları Anadolu’ya dayanmıştır. Meşhur Ankara Savaşı yapılır ve Osmanlı yenilir. Osmanlı devlet otoritesi dağılır, halkın azgın, vahşi ve yağmacı Moğol saldırılarına karşı hiçbir dayanak ve güvencesi kalmamıştır. Bir köyde bir Moğol savaşçısı topladığı 10-15 kadar insanı öldürecektir, ancak; elinde iyi bir kılıç yoktur. O insanlara döner ve der ki “Bekleyin ben bir kılıç alıp geleceğim”. ve o insanlar aşırı korku ve güvenilecek ve sığınılacak hiçbir yer ve güç kalmadığı için, tıp dilinde paralalize(aşırı korkudan kaynaklanan felç hali) olmuş halde o Moğol savaşçısını adeta bir kurbanlık edası ile bekler ve katledilirler.
2. Balkan savaşlarında Osmanlı ordusu yenilir ve süratle 450-500 yıl bulundukları toprakları ve oradaki Türk halkını geride bırakarak dağınık bir vaziyette geri çekilir. Bölgede kalan Türklere, Bulgar ve Yunan güçlerinin yaptıkları inanılmaz mezalim ve vahşeti burada anlatmaya bile dilim ve gönlüm elvermiyor. Ancak; doğup büyüdükleri ana yurtlarını terk etmek zorunda kalarak Anadolu’da bu gün yaşayan milyonlarca göçmen Türk bu mezalim ve vahşetin en yakın tanıklarıdır.
3. Herkesin hafızaların da çok net olan ve hala etkileri devam eden Irak işgali. Yaklaşık bir milyon kişinin öldüğü, ekonomisi, altyapısı çöken, yüz binlerce çocuğun yetim ve aç kaldığı, insanlarının hapishanelerde insanlık adına utanç verici aşağılık muamelelere tabi tutulduğu, insanların sorgusuz sualsiz sokaklarda alenen öldürüldüğü ve kadınları ve kızlarına işgalci askerlerin vahşice tecavüz ettiği Irak; Ordusu yenilen veya dağılan, dolayısıyla hiçbir güvencesi olmayan bir halkın düştüğü veya düşeceği perişan duruma burnumuzun dibinde olması nedeniyle en yakın ve çarpıcı örnektir. İşte bu gerçeklerin bilinciyle tüm Dünya ülkeleri güçlü bir orduya sahip olmayı arzuluyorlar.
Atatürk’ün veciz ifadesiyle; “Ordumuz Türk birliğinin ve Türk kabiliyetinin çelikleşmiş bir ifadesidir.” Ve ordumuz bu nedenle gözbebeğimiz, varlığımızın teminatı ve güvencemizdir. Tabi ki orduyu hiç eleştirmeyeceğiz demek istemiyorum. Varsa yapılan hataları iyi niyetle ve yapıcı tarzda eleştireceğiz. Ordumuz da; yapılacak eleştirilerin iyi niyet ve samimiyetle yapıldığından hareketle, varsa eksiklik ve aksaklıklarını süratle giderecektir. Çünkü disiplinli ve düzenli bir organizasyondur ve kendi tedbirlerini alabilecek bir yapıya sahiptir.
Ancak; şer odakları ve ittifakları ile sinsi riyakâr fesat teşkil ve yapıların dört koldan yürüttükleri karalama kampanyaları, olumsuz propaganda ve dezenformasyona rağmen; aklımız, mantığımız, vicdanımız, vatan sevgimiz ve sağduyumuzun gereği olarak ve bu şer güçlere inat, Ordumuza sahip çıkmalıyız, çıkacağız. Çünkü yakın bir gelecekte, milletçe çok kritik ve sıcak günleri yaşamak zorunda kalabileceğimizi değerlendiriyorum. Umuyor ve diliyorum ki; ordularını yıpratarak iş göremez hale getiren ülkelerin düştüğü acı durumu Allah bize göstermez.
Filed under: Memleket Meseleleri | Leave a Comment
No Responses Yet to “TSK’YI YIPRATMAYALIM”