Archive Page 2

AKHANE

14Nov08

AKHANE !! 

            Son günlerde güzel ve yalnız memleketimde dikkatimi çeken bir konuyu siz hemşerilerimle paylaşmak istiyorum. Çok değişik alanlarda faaliyet gösteren küçük-büyük ticarethane ve kuruluşların tabelalarında “AK” lı isimlere oldukça sık rastlanıyor. Yine “AK” lı plakalardaki artış bir başka göze çarpan olgu.

            Sorgulayıcı bir gözle bakabilen herkesin dikkatini çekebilecek bu “AK” sevgisinin nedeni ne olabilir diye düşünmemek elde değil. Acaba “GÜMÜŞ”le ilgili olabilir mi? Öyle ya gümüş de açık ve parlak rengi ile “AK”ı çağrıştırıyor olabilir. Somut artı değerini henüz görülmemiş ve görülme umudu tartışmalı olmasına rağmen, gümüşün en azından nostaljik sempatisi bu kente hakimdir. Bu neden akla yatkın gibi görünmekle beraber bu tez yeterince tatmin edici değil. Bu tutkulu modanın son yıllarda yoğunlaştığını göz önüne alırsak; daha mantıklı sebepleri olmalı.

            O halde “AK” tutkusunun sebebini anlayabilmek adına konuya; ekonomik, sosyolojik, kültürel ve siyasi bir perspektifle bakalım. Gümüşhane; Türkiye’de  illere göre gelişmişlik sırasında 71 nci sırada ve Bayburt’la birlikte geri kalanın tamamı Güneydoğu illerinden oluşan ve 16 ili kapsayan en alt gelişmişlik grubunda yer almaktadır.(5 nci grup). Karadeniz bölgesinin en geri kalmış ilidir.(Yeni illerin bile çok gerisindedir.) Milli gelirden kişi başına aldığı pay son derece düşük durumdadır. Tamamının Doğu ve Güneydoğudaki ilerden oluşan içinde bulunduğu gruptaki birçok ilin; ne kadar etkisi göreceli ve tartışmaya açık gibi görülmekle beraber, en azından GAP gibi bir umudu varken; tarihin her döneminde daima devletine bağlı ve sadık kalmış güzel ilimin böyle bir hayali dahi yoktur.

Az sayıda düzene uyum sağlamak suretiyle işini yürütebilenlerin dışında! özellikle de küçük ölçekli işletme ve esnafın işleri hiç parlak değildir. Çok eski ve köklü işletmeler ya kepenk kapatmış ya da bunun hazırlığını yapar durumdadır. Sanayinin hayali bile mevcut değildir.

Tarımsal üretimden elde edilen gelir % 2.5 artarken, mazot fiyatlarındaki artış % 100, gübre fiyatlarındaki artış ise % 200’ü bulmuştur. Tarım ve hayvancılık bitmiş, köyler neredeyse boşalmış durumdadır. Kente de aradığını bir türlü bulamayan insanımız; artık yaşamak için çok zor ve sorunlara boğulmuş olmasına rağmen hala büyük kentlere göç etme eğilimi ve isteğini muhafaza etmektedir.

 Kente işsizlik o kadar yoğun olarak hakimdir ki; kahvehaneler maalesef en yaygın işletmeler durumundadır. Ekonomik bozulma, işsizlik ve umutsuzluğun yarattığı kültürel bozulma; kente adi ve adli suçlarda ciddi artışlara yol açmaktadır. Çözüm gibi uygulanan “sadaka ekonomisi” ile insanlar muhtaç ve bağımlı halde tutulmaktadır.

Eğitim sektörü gelişmişlik sırasında 69 ncu sıradadır. Son yıllarda OKS ve ÖSS’daki başarı düzeyi yumuşak bir ifade ile mahcubiyet yaratmaktadır. Öyle ki söz konusu sınavlardaki başarı oranı; Mardin, Şırnak ve Hakkari gibi illerle hemen hemen aynı düzeydedir ve gelişme ve düzelme eğilimi de göstermemektedir. Sanayisi ve tarımı olmayan bir ilde, makus talihin yenilebilmesi için sarılacak tek umut kapısı olan eğitimin içinde bulunduğu bu durum, insanımızın gelecek umudunu iyice kırmaktadır.

Evet; yukarıda yaptığımız değerlendirmelerden sonra analizimize tekrar dönelim. Bütün bu trajik tablo gösteriyor ki; “AK” tutkusunun siyasi bir yanı olamaz, daha doğrusu eşyanın tabiatı gereği olması makul ve normal değil. Çünkü bu siyasi bir simgeyi çağrıştırıyorsa ve bu ifade “Adalet” ve “Kalkınma” kelimelerinin kısaltması olarak algılanıyorsa, güzel ilimin kalkınmadan payını adil olarak alamadığı aşikardır. Kısaca bu tutku karşılıksız, platonik bir aşk gibi, yani mantıklı değil.

Ama biz yine de polyannacılık oynayalım, hayal kurmaya devam edelim, mevcut hüzünlü durumumuza rağmen; söz konusu tabelaları, plakaları çoğaltalım ve hatta bence daha büyük bir adım atalım. Mademki karşılıksız olarak “hep destek, tam destekle yola devam”, ediyoruz ve gümüşün de ak bir maden olduğundan hareketle Gümüşhane isminin “AKHANE” olarak değiştirilmesi için bir kampanya başlatalım. Bakın o zaman iller arasındaki kalkınmışlık sıramız nasıl yükselecek, milli gelirden aldığımız pay nasıl artacak, işsizlik nasıl azalacak, esnafın işleri nasıl düzelecek ve eğitimin sorunları nasıl çözülecek. Haydi rasgele..

 

 


SON UMUT-ESKİŞEHİR

 

            Dünyaya yalnız ve hiçbir şeysiz geliyor ve yine yalnız ve hiçbir şeysiz gidiyoruz. Amacım felsefi tartışma yapmak değil, sadece son yıllarda iyice belirginleşen mal, mülk ve para hırsının dünyayı ve daha yakından ilgilendiren boyutuyla ilimizi ve bizleri ne hale getirdiği gerçeğini tekrar hatırlatmak istiyorum. Maddi hırsın etkilerini hayatın her alanında bütün çıplaklığı ile görüyoruz ama ben özel olarak mimari ve yaşam kültürümüze etkilerini değerlendirmek istiyorum.

            Yaşım gereği çok daha eskileri hatırlamıyorum, ama en azından Gümüşhane’nin çocukluk dönemime ait en güzel yanı olarak; nispeten yeşilliğini ve güzelim bahçelerini içim burkularak hatırlıyorum. Bizler belki de bu son dönemi kenarından yakalayabilen şanslı nesildik. Bahçelerde oynadık, meyvelerini yedik ve bu ortamın huzuru ve güzellikleri ile büyüdük.

Sonra olan oldu, mal ve rant hırsı kenti esir aldı, yerel yönetimlerin de buna çanak tutmasıyla o güzelim bahçeler anıları ile beraber birer birer yok oldu. Şehir merkezinde bahçelerden eser kalmadı. Son olarak Karşıyaka Mahallesi de bu furyaya teslim edildi. Kalan son bahçelerden şimdi ucube gidi beton yığınları yükseliyor. Yok olan sadece bizlerin anıları değil, aslında gelecek nesillere ait güzellikler ve umuttur.

Şehir plancılığından asla nasibini almayan uygulamalar ve her yere kat ve daire, yani rant gözlüğü ile bakılmasının korkunç sonucu ortada. Son derece çarpık, plansız, estetik ve zarafetten uzak çirkin bir yapılaşma maalesef kente hakim olmuştur. Bazı eski konakların restorasyonunda emeği geçenleri kutluyor ve tebrik ediyorum, ancak şehir içinde az sayıda kalan eski konaklar da, maalesef bu çarpık yapılaşmanın arasında kaybolmuş durumdadır. Şehrin mimari dokusu geri döndürülemeyecek tarzda tahrip olmuştur.

Ülkemizde Amasya, Amasra, Beypazarı gibi tarihi dokunun muhafaza edildiği yerleşim bölgelerine gıpta ile bakarken, ilimizin özgün mimari ve tarihi doku kimliğinden artık söz etmek maalesef imkânsız. Şimdi elimizde son bir şans var “ESKİŞEHİR/SÜLEYMANİYE”.

Özellikle tarihte gayrimüslimlerin yaşadığı bölgeleri SİT alanı kapsamına alarak, sözde koruma çabalarını içeren SİT Alanı uygulamalarının, bilinen maksatları dışında küresel bir planın parçası olan boyutlarına bir başka sefer değinme niyet ve maksadımı saklı tutarak konuyla ilgili önerilerimi somutlaştırmak istiyorum.

1.  Eskişehir; Gümüşhane’nin tarihi ve özgün mimarisi esas alınarak ve sadece standart Gümüşhane Konağı tip ve renk uygulamasında yapılardan oluşacak şekilde, bir bütün halinde planlanarak imara açılmalı ve bu plandan asla taviz verilmemelidir.

2.  Planlama; halkın katılımını ve onayını da alacak tarzda, bir ulusal ölçekli yarışma sonucunda en uygun ve özgün şehir planının seçilmesi şeklinde gerçekleştirilmelidir.

3.  AB’nin tarihsel nedenlerle muhtemelen soğuk bakabileceği böyle bir projeye gerekli maddi kaynak, yerli ve milli sponsorlarca sağlanmalıdır.

Evet; eğer yanımızda bir şey götüremeyeceksek; arkamızda, insana ve kültürümüze yakışır eserler bırakmanın haklı onur ve gururunu yaşamamız mümkün. Tabi ki bu kolay değil, çaba, emek, enerji, iyi niyet ve sabır gerektiriyor. Öncü olmayı, zamanın arkasından kovalayan değil, ona yön veren uzun dönemli bir bakış açısı ve ufku zorunlu kılıyor. Oysa “saldım çayıra Mevla’m kayıra” anlayışı ne kadar kolaycı bir yaklaşım ve bir o kadar da karlı. Uzun vadeli işler galiba biraz boş işler. En iyisi biz kendi kısa süreli çıkarlarımıza bakalım, şehrin geleceği ve gelecek kuşaklar mı? “inşallah” iyi olur.